SON DAKİKA

Haberaman
İsmail GÜNEŞ

SİNEMA SANATININ SEYİRCİYLE İMTİHANI

SİNEMA SANATININ SEYİRCİYLE İMTİHANI
Bu haber 16 Haziran 2016 - 13:17 'de eklendi ve 89 kez görüntülendi.

Sinema Sanatının Seyirciyle İmtihanı

Sinemamızın ciddi sorunlarından biri seyirci ile olan ilişkisinde düğümlenmektedir. Bu sorun, sinemaya başladığım 1980’li yıllarda, askeri darbe öncesinde başlamış, darbe ile büyüyerek kronik bir hal almıştı…

2000’li yıllara gelindiğinde devlet desteği ile canlanan sinemamız, “yerli film izleyicisi-yabancı film izleyicisi” dengesini lehine çevirmişti.

Sevindirici bir durum olarak algılandı, sürekli tekrarlanarak zihinlerde bir galibiyet imgesi olarak yer etti.

Peki ama gerçekten de zihnimize nakşedilen imge doğru bir imge miydi?

Beş yıl kadar önce Fransız Sinema Merkezi (CNC), Türkiye’den bir grup sinemacıyı Fransa’ya davet etti. Merak ettikleri konu, Türk filmlerinin yabancı filmleri gişede geçmesiydi…

Bunun niteliği ve niceliğini öğrenmek istiyorlardı…Uzun konuşmalardan sonra Fransızların dertlerinin ne olduğunu anlamaya başladık.

Amerikan filmlerinin gişesi, Fransız filmlerinin gişesini oran olarak geçiyormuş. Türkiye’de ise gişede biz galiptik! Bunu nasıl başarmıştık?

Fransızlara, sinemaya giden seyirci sayısını sorduk.Cevap müthişti! Fransa nüfusunun beş katı civarında bilet satışı gerçekleştiğini söylediler.

Oysa bizde nüfusumuzun üçte biri kadar bilet satışı gerçekliyordu.

Fransızların yenilgisi tuhaf bir yenilgi, bizim zaferimiz tuhaf bir zaferdi!

Zihinlerde yerleştirilen zafer imgesi aslında istatistikî bir durumdu.

100 milyon nüfuslu bir ülkede nüfusun yüzde 65’inin asgari ücretle geçindiği bir zamanda gayrı safi milli hâsıla ortalamasını 15.000 dolar olarak açıklanması gibi bir zafer…

Sözde, Amerikan filmlerini yere seren Türk seyirci profiline daha yakından bir bakalım:
Amerikan filmlerini bilet sayısı üzerinden oransal olarak geçmemizi sağlayan profile, “Kod adı Recep İvedik seyircisi” diyorum.

Bu profildeki seyircinin tercih önceliklerine bakalım: İlk sırayı komediler, ikinci sırayı romantik komediler, üçüncü sırayı korku gerilim tarzı “cin”li filmler, dördüncü sırayı melodramlar ve nihayet beşinci sırayı bağımsız yapımlar diyeceğimiz küçük bütçeli minimal ilk film ve festival filmleri almaktadır.

Bu tercihler göstermektedir ki, profil, “yerli film-yabancı film izleyicisi oranı” sorunundan çok nitelik sorununu işaret etmektedir.

Çünkü beklentisi sadece patlamış mısır yiyerek “boşalmak” olan böyle bir seyirci profiliyle sinemamızın bir “sektör” oluşturması mümkün gözükmemektedir.

Bazı filmlerimizin yurtdışında veya yurtiçindeki festivallerde ödüller alması tamamen bireysel başarıdır ve bence ülke sinemasına mal edilemez.

Bu yapımları muhakkak seyircinin bilet alarak desteklemesi gerekmekte, ancak ne yapımcıların, ne yönetmenlerin ne de devletin böyle bir derdinin olmadığını gözlemlemekteyiz.

Bağımsız yapımların tek derdi yerli festivallerden büyük paralı ödül alıp, yine seyredilme gayesi olmayan film üretmek.
Projelerin oluşma şartları hep aynı: Bakanlık desteği, Eurimages desteği ve herhangi yerli festivalden alınabilecek para ödülü.

Seyirci ise maalesef bu denklemin içinde değil.

Sıkça sorduğum bir soruyu burada da sorayım: Kod Adı Recep İvedik seyircisi, bir filmin kötü olduğunu birinci günden nerden ve nasıl biliyor? Rüyasında mı görüyor?’ Tabi ki değil.

Maalesef bağımsız yapımlar, sinema salonlarında gösterime girmeyi genelde “verimsiz” haftalarda elde edebiliyorlar.

Gösterime girdikleri sinema salonları yine kenarda köşede kalmış seyircisi olmayan salonlardan oluşuyor.

Medyada, magazinde, bill-bordlarda televizyon ve diğer reklam mecralarında tanıtım imkânı bulamıyor bu yapımlar.

Sinema yazarlarının iyi yazı yazması da seyirciyi kaçıran, uzaklaştıran bir tanıtım oluyor.

Seyirci, her gün evlerinde bir sinema filminden daha uzun, üstelikte evinden dışarı çıkmadan, ailesiyle, para ödemeden dizi film izleyerek film seyretme ihtiyacını karşıladığı gibi, dizi diline alıştığı için gerçek sinema diliyle çekilmiş bir filme tahammülü azalıyor.

Dizi senaryolarının nerdeyse her sahnenin diyaloglarla açıklandığı sinema dili, gerçek sinema dilini kullanıldığını düşündüğümüz filmlerle karşılaşan seyirci maalesef bu yapımlara sırtını dönüyor.

Bu filmlerin en geç bir sene geçmeden herhangi bir televizyonda gösterilecek olması da seyirciyi rahatlatan bir olgu. Nasıl olsa bir televizyonda görürüz duygusu seyirciyi evinden çıkmamaya ikna ediyor.

Televizyona çıkamayan filmler maalesef unutulup gidiyor.

Bu durum gösteriyor ki, sinema sanatıyla uğraşanların yeni bir seyirci yetiştirme ihtiyacında olmaları gerçeğidir.

Bu seyirci bulma uğraşına muhakkak devletin katkı sunması lazım gelir. Kültür ve Turizm Bakanlığının yapımlara destek vermesi sadece o projenin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Ancak unutulmaması gereken bir durum var ki, sinema sanatının asıl amacı seyirciyle buluşmasıdır.

Bu buluşmanın gerçekleşmesi için muhakkak yeni bir seyirci profili oluşturmalıdır.
Ben bu konuda destek olabilecek üç kurum sayabilirim.

Bir: Milli Eğitim Bakanlığının okullarda okutulan edebiyat dersi gibi müfredata ‘Sinema Sanatı’ dersi koyması gerekir.

Nasıl edebiyat dersinde yerli ve yabacı eserler incelenip derse konu yapılıyorsa, altı sanatın birleşip yedinci sanatı oluşturduğu, insanlığın bulduğu en müthiş sanat, neden ders olarak okutulmuyor?

Edebiyat derslerinde öğrencilere nasıl kitaplar tavsiye edilip öğrencinin kitapla ilgisi kuruluyorsa, ‘Sinema Sanatı’ dersinde de öğrencinin bu sanatla ilgisi kurulmuş olur.

İki: Belediyelerin Kültür İşleri Başkanlıklarının seyirciye sponsor olması sağlanmalıdır. Öğrencilerin seyredecekleri filmlerin bilet yükü, öğrencinin velisine yüklenmeden belediyeler tarafından karşılanmalıdır. Bir tür film seyretme bursu verilmelidir.

Üç: TRT gibi kamu yayıncılığı yapan bir kurum, film yapımlarına en baştan katılmalıdır. Ayrıca tanıtım sıkıntısı yaşayan yapımların tanıtım materyallerinin ücretsiz veya ciddi bir indirimle yayınlanma imkânı sağlanmalıdır.

Bir dönem Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı yapan şimdiki Milli Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz, yine şimdiki Kültür ve Turizm Bakanı olan eski Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’nın halef selef olmaları bu teklifin gerçeklemesinde güzel bir tevafuk olduğunu düşünüyorum.

14 yıldır kültürü ihmal ettiğimizi söyleyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu projenin itici gücü olacağına inanıyorum.

Ayrıca;
Sinema salonlarında filmlerin önüne konan çok uzun olan reklamlar, gösterime girecek film tanıtımlarının yapılamamasına neden oluyor.

Filmlerin denetlenmesi sonucu aldığı yaş kuşaklarının söz konusu filmlerin önünde gösterilen reklamlara uygulanmaması başlıca sorunlardan biri.

İnsanların ücret vererek seyretmek istedikleri filmlerin önündeki bu reklamların sürelerinin televizyonda olduğu gibi sınırlandırılması gerekir.

Serbest piyasa denilerek bu alana karışılmak istenmiyor.

Para vererek seyredilen bir ortamda reklam düzenlenmesi yapılabilmelidir. Bu salonların adı sinema salonudur.

Aksi takdirde bu mekânların adı Reklam Salonu olarak değiştirilmelidir.

Bu çerçevede devletin yapımcıları desteklemesinden ziyade yapımcılarla birlikte seyirciyi desteklenmesinin daha doğru daha gerçekçi bir destek olacağını düşünüyorum!

İsmail GÜNEŞ

Yönetmen, Senaryo Yazarı, Yapımcı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA